11 Ocak 2014 Cumartesi

İstanbul Halk Tiyatrosu'ndan: “İhtiyar Balıkçı ve Deniz"




İHTİYAR BALIKÇI VE DENİZ

İstanbul Halk Tiyatrosu’nun yeni oyunu.. Yıldıray Şahinler’in beşinci rejisörlüğü ve (yanılmıyorsam) ilk oyun yazarlığı..  Şöyle bir baktım da daha evvel yönettiği oyunların (Barut Fıçısı, Alevli Günler, Doğum Günü Partisi, Bezirgan) hepsini izlemişim. Burada kendime bir soru sordum. Acaba neden Yıldıray Şahinler’in farkına varamamışım? diye. Cevabımı bu yazımda bulmaya çalışacağım…

YAZMIŞ  -  YÖNETMİŞ  -  OYNAMIŞ

Başlık bana çok ters. Değil üçlü, ikili olanına bile karşıyım. Bence yazan, yönetmemeli ya da yöneten oynamamalı, hem yazıp, hem yönetip hem de oyuyorsa seyircinin (Kendi adıma konuşuyorum) oyunu beğenmemesini yadırgamamalı. “Nasıl olur yahu? Yazdım, yönettim, oynadım, ter döktüm, çile çektim, alkışı da sonuna kadar hak ettim.” Cümlesi artık bana bir şey ifade etmiyor. Bu cümlenin arkasına sığınan tiyatrocunun (Genel olarak konuşuyorum) bir başka oyununu izlemekte içimden gelmiyor.  Bu durumda suçu kendimde mi aramalıyım? Oyunun sonunda Erkan Can: “Her oyun yarım çıkar, seyircisiyle tamamlanır” dedi. Çok doğru. Fakat ben oyunu kendi içimde bir türlü tamamlayamadım. Aklımda bir sürü soru işareti var? Bu yazımı “soru” tekniği üzerine kurgulamaya karar verdim.

NEDEN BÖYLE BİR KONU? NEDEN BÖYLE BİR İSİM?

Oyunun ikinci yarısı, ilk yarısından daha iyi. Ne hikmetse hep öyle olur. Yıldıray Şahinler, ihtiyar bir balıkçının (Oyunun adı öyle, Erkan Bey’den özür dilerim) kaybettiği ailesi, gençliği ve çıraklarıyla olan ilişkisini hayal ile gerçeğin ortasına oturtmuş. Oturtmuş oturtmasına fakat işin içerisine hayal girince ben, daha fazla metafor ile karşılaşacağımı umdum. İkinci perdede birtakım metaforlar buldum. Fakat aynısını ilk perde için söyleyemeyeceğim. Peki o halde ilk perde neden var? Balık nasıl tutulur?, gemi nasıl yol alır?, balık nasıl pişirilir? gibi konularda seyirciyi uzmanlaştırmak için mi? Oyun broşürünün (yok ama neyse..) bir kenarına, “Bu oyunun ilk perdesi sadece balıkçı ve çıraklarını ilgilendirir” ibaresi konulsa önce şaşırırım sonra anlarım. Çorba yapım tarifi sahnesi bana, sanki seyirciye nefes aldırmak, seyircinin gülmesini sağlamak adına yazılmış gibi geldi. Gerek var mı?

İkinci perdede sistem eleştirisi, konu ve mekan bağlamında güzel bir konuma sahip ama dediğim gibi öncesinden gelen bir “bildiri” yok. Olmayınca da istenilen etkiyi verememiş. Ayrıca fazla Hemingway. Aynı cümlelerin ve benzer sahnelerin defalarca yaşanması beni oyundan uzaklaştırdı. Tablolar birbirinden çok bağımsız ve anlam bütünlüğünden uzak. Gözüme çarpan en belirgin çarpıklık, metindeki “hatalı kesme”lerdi. (Dizinin “özet”i gibi sanki) Oyun yazarlığı çok farklı bir kulvar. Türk Tiyatrosuna yeni metinler kazandırmak elbette çok güzel, orası ayrı..

Yıldıray Şahinler, oyunun adı için, Hemingway’in “İhtiyar Adam ve Deniz” adlı eseriyle bir ilgisi olmadığını söylüyor. Peki neden buna benzer bir isim? Oyun, adı dolayısıyla, herkesin aklında bir “Hemingway Etkisi” yaratıyor. Bu durumun, eseri olumsuz yönde etkilediğine inanıyorum. Daha özgün ve orijinal olabilirdi. Yıldıray Şahinler, oyun bitiminde nereden ilham aldığını da açıkldı. Tanıdığı bir balıkçının anlattığı hikayelermiş bu izlediklerim. Yüzde sekseni öyleymiş.. Hepsi gerçekmiş.. Biz de denizde toplu iğne arar gibi, oyunda “hayal” aramışız.. Gerçek olması ya da hayal olması benim için çok mühim değil. O gerçekliğe/hayalliğe ne derece derinlik katıldığı önemli. Bu oyunla, denizin derinliklerine kaç metre inebildik?

NEDEN BÖYLE BİR DEKOR? NEDEN BÖYLE BİR SAHNELEYİŞ?

Dekor tasarımı Barış Dinçel’e ait. Dinçel, neden bu kadar yoğun ve ıncık, cıncıkla dolu bir dekor tasarımını tercih etmiş? Bu soru oyun boyunca kafama takıldı. Oyuna birlikte gittiğim bir Ağabey’imle sürekli bunun kritiğini yaptık. Geminin penceresi içinden yansıtılan deniz, bu duruma biraz da olsa dinginlik sağlamış, sahneyi rahatlatmış. Peki neden sahnenin arkası boydan boya böyle bir görüntüyle kaplanmamış? Her şey ön tarafta kalınca, arka tarafın boşluğu çok göze batmış. Hayal ile gerçek demiştim. Dekor tasarımı da buna uygun fakat uygun oluşunu seyirciye geçiremiyor. Köhne gemi omurgasının amacını çözemedim. Böyle bir gemiyle mi açık denizde yolculuk yapılıyor? İskele-Sancak sahnesinde o gemi omurgası neden oynamıyor?, hareket etmiyor? ya da dönmüyor? Bu oyun yurt dışında sahnelenseydi, rejisörün böyle bir sahneleyişi tercih edeceğinden eminim.

En sıkıntılı kısım mekan farklılığı. Gemi ne zaman duruyor, ne zaman ilerliyor, bunu barkovizyondan tespit etmek güç. Bana yeterli gelmedi. Geminin önünde iskele var, kimi zaman geminin bir bölümü, kimi zaman hayallerin kurbanı olan bir başka mekan tasviriyle karşımıza çıkıyor. Sürekli yanıp sönen fener neden yamuk duruyor? Sırf genel görünüme estetik katmak için yapıldıysa başarıya ulaşamadığını söylemeliyim. Gemi uzaklaştığında ise, gemi ile fener arasındaki mesafe aynı kalıyor. Bu durumda yine bir mekan algısızlığı ortaya çıkıyor. Ben, bunun için iki tane alternatif yol öneririm. İlki, feneri raya geçirerek hareketli bir şekilde yakınlaştırıp, uzaklaştırmak. İkincisi de fenerin sadece ışık saçtığı kısmı sahne üzerinden göstererek, (Gövdesi gözükmeyecek) ışığı kısıp, açmak.

Altı adet “baba”ya ne gerek var? Sahnenin her iki yanının da dolu gözükmesi için yapıldığı çok belli. Zaten sahne dolmuş, taşmış, üstüne kat çıkmanın manası nedir? Genel dekor “kat kat”lığı yetmemiş mi? Oyuncuların sürekli inip, çıkıyor oluşu, oyunu takip etmeyi zorlaştırmış. Gözüm fazlasıyla yoruldu. Ayrıca böyle bir dekor tasarımında, kostümler nasıl ortaya çıkabilir? Oyunculuk nasıl kendini gösterebilir?  Etraf balıkçı ağı kaynıyor ama ağ çekme sahnesinde eller boşa dönüyor. Başka bir sahnede ise balıkçı ile çırağı ipe dolanıyor. Yani ortada bir ip var. Koca gemi penceresi var ama dümen yok. Peki hangisi hayal, hangisi gerçek? Anlayabilmiş değilim. Anladığım tek şey metinle son derece uyumsuz bir sahneleme tekniğinin ve dekor tasarımının varoluşu.    
   
NEDEN BÖYLE BİR KOSTÜM?  NEDEN BÖYLE BİR IŞIK? MÜZİK - EFEKT

Kostümler tipik balıkçı kostümü. (Allahtan tipik, yoksa yukarıda bahsettiğim dekor ile ilişkisi açısından pek iyi olmazdı)  Peki nerede bu kostümdeki hayal? Şimdi tüm bu zıtlıkların yanına (Reji, dekor) birde kostüm eklenmiş oldu. (Tasarlayan kim?) Işık tasarımı geceye uygun olarak loş bir biçimde ayarlanmış. Aynı şeyi oyuncuların yüzlerine tutulan ışık için söyleyemeyeceğim. Oyuncuların yüzleri neden o kadar aydınlık? Hemen hemen hiçbir mimiği göremedim. Yanal ışık bu durumu kurtarabilirdi. Ve çok fazla karartma var. Hayal (Eskiye dönüş) sahnelerinde farklı renk ışık kullanımını görmeyi beklerdim. (Işık: Yüksel Aymaz) Oyun içinde müzik olmadığı için sadece sahne geçişlerinde kullanılan müziklerden bahsedeceğim. Her iki perdenin müziği farklı. İkinci perde başladığında arka sıramda oturan bir bayan: ”İşte, ikinci perdenin oynak müzikleri” dedi. Metne bakıyorum, bir “oynak”lık göremiyorum.  Müzikler, aklıma “Kalipso Kralı” Metin Ersoy’u getirdi. Tamam, deniz temasına uyum sağlamış fakat metnin anlatımına bir faydası olduğunu düşünmüyorum. Efektler beni sadece güldürdü. Oyun boyunca düşündüm ne zaman bir martı efekti gelecek diye. Biraz geç oldu ama güç olmadı..

OYUNCULUKLAR

Erkan Can, Yıldıray Şahinler, Orhan Eşkin, Salih Kırlı ve Buse Sinem İren’den oluşan kadro hem deneyimli hem de genç isimleri bir araya getirmiş. Diliyorum, genç arkadaşlarım, ustalarından çok şey öğrenir. Bunu şunun için belirttim. “Oyunda gördüğüm usta-çırak ilişkisi beni korkuttu…”

Emeği geçen herkesi kutlar, alkışlarının bol olmasını dilerim…


Notlar:
Balıkçımız suyu hiç sevmiyor ama elini suya daldırıp, deniz suyunun faydalarından bahsediyor. Yıldıray Bey’in bahsetttiği balıkçıyı şimdi çok daha merak ediyorum.

Oyun 2 saat / 2 perdedir.

Ayrıntılı bilgi için: http://www.istanbulhalktiyatrosu.com/ (Site açıldığında en altta ünlü yazar Bertolt Brecht’in, ünlü bir sözü duruyor:  “Bana ne anlatırsan anlat, ama önce eğlendir”)

Hadi bir soru daha..


OYUN DEKORU






EGE KÜÇÜKKİPER

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder