11 Mayıs 2014 Pazar

İçimizdeki Şiddetin Öyküsü: “Jerry ve Tom” (Ankara DT)




JERRY VE TOM

Rick Cleveland’ın yazdığı, 1998’de beyazperdeye uyarlanan “Jerry ve Tom”, Ankara Devlet Tiyatrosu’nda ikinci sezonunu tamamladı. Bilet bulmak bir hayli zor. Ankara’ya geldiğim şu günlerde böylesine farklı bir oyunu izlemiş olmaktan memnunum. Anladıklarımı ve anlamlandırdıklarımı dilim döndüğünce ifade etmeye çalışacağım. Rick Cleveland’ın yazdığı bir oyunu ilk kez izledim. Ankara DT’na oyun seçimi için teşekkür ederim. Bütün oyunları tamamladıktan sonra İstanbul Devlet Tiyatrosu ile Ankara Devlet Tiyatrosu’nun 2013-14 sezonu repertuarını karşılaştırmalı ve ayrıntılı olarak yazmak niyetindeyim Fakat şimdilik sıra yazarın…

Rick Cleveland: Iova Üniversitesi, Oyun Yazarlığı Atölyesi mezunu. Chicago'nun American Blues Tiyatrosu'nun kurucu üyesi. 1999-2000 sezonu "İn Excelsis Deo" bölümüyle drama dizisi dalında, "en iyi yazar" ünvanı ile Emmy Ödülü ve Amerikalı Yazarlar Birliği Ödülü sahibi. Six Feet Under dizisinin yapımcısı, yöneticisi ve yazarı. Başkan Bill Clinton ile hayali arkadaşlığı üzerine kurulu bir monologdan oluşan My Buddy Bill performansıyla Colorado'daki 2006 ABD Komedi Sanatları Festivali "En İyi Tek Kişilik Gösteri Jüri Ödülü" kazananı ve AMC kanalının televizyon draması Mad Men'in 2008 yılındaki ikinci sezonunun yazarı olarak Amerikanlı Yazarlar Birliği Ödülü adayı. Şuanda "Nurse Jackie" adlı dizinin yazarı ve danışman yapımcısı.     

Jerry ve Tom, izleyicinin birçok şeyi düşünmesini sağlayan ve düşündüğünü fiilen uygulaması için yol gösteren bir oyun. Gösterdiği yol son derece basit gözükse de aslında çok zor. Bunun daha net anlaşılabilmesi için konudan biraz bahsetmek gerekiyor. Oyun, insan öldürmeyi bir “iş” edinen iki kiralık katilin, seri olarak işledikleri cinayetlerin oluşum öykülerini, kurbanları için ele aldıkları bakış açılarını, aile kavramından ne anladıklarını, çocuk figürünün kendileri üzerindeki etkilerini ve de en önemlisi sistemin onlar için nasıl işlediğini, şiddet teması etrafında örerek anlatıyor. Bu örgünün şişleri oldukça kalın. Ortaya çıkan şey aksine pamuk ipliği kadar ince. Jerry ve Tom, örme esnasında sürekli birbirine çarpan şişlerin sivri uç kısımları. Sistem de şişin gövdesi. Şişin numarasını azaltmak ise tamamen yapacaklarınızla orantılı…

Esere derinlemesine girmeden evvel yazarın dilinden söz etmek istiyorum. Şüphesiz bu tek oyunla çözülecek bir mesele değil fakat hiçbir fikir edinilemeyecek bir durumda değil. Rick Cleveland’ın dilini, şiddet ekseni çevresinde toplanan bir oyuna göre sade buldum. Herhangi bir gerilim veya merak unsuru oluşturmadan, sondan başa doğru ilerleyen metin, sıradan insanların da günün birinde çeşitli sebepler yüzünden içlerinde besleyip büyüttükleri şiddet dolayısıyla katil olabileceklerini, ironik bir üslupla sunmuş. Burada kilitlendiğim ve anahtar olarak seçtiğim kelime “sıradan” oldu. Hikayenin bu denli gösterişten uzak olmasını, karakterlerin bu işe girmeden önce sıradan/sade bir hayat sürmelerine, beklenmedik bir halde kurgulanmasını ise “ansızın” içlerindeki şiddeti dışarıya vurup katil olabileceklerine yordum. 

Zaten hikaye de bir fıkra ile başlıyor. Fıkra kısa, öz, bizden ve eğlenceli bir yapıya sahiptir. Ben, yazarın fıkra türünü baz alarak oyununu tasarlamış olduğu kanaatindeyim. Çünkü metin kısa episodlardan oluşarak, bireyin özüne inmeyi hedef edinmiş. Bunu son derece bizden bir tavırla gerçekleştirip, yapılan işi (cinayet) bir eğlence tarzı gibi göstermiş. Tabii her fıkranın bir de sonu vardır. Bu son kimine göre komik kimine göre berbattır ama herkese göre en önemli noktadır. Anlatılan fıkranın genel seviyesini belirler. Bu fıkrada (oyunda) anlatıcı: sistem. Ve fıkranın nasıl biteceği onun ellerinde. Jerry ile Tom’un yapacakları ise fıkranın  gidişatını etkileyecek ve seviyesini belirleyecek olan faktörler…

Oyunun alt temalarından biri “çocuk.” Bunun yanına bilinçaltını da koyabiliriz. Karakterlerin, sözlü ve fiili şiddet yöntemiyle babalarından gördükleri yemek yeme adabını, kendi çocuklarına da aynı yöntemle öğretmelerinin ilerde nasıl sonuçlar doğuracağını aktaran metin, “kişi, ailesinden gördüğünü uygular” cümlesinin altını çizmiş. Tom’un oğlunun silahla yakalanması da bu duruma bir emsal teşkil etmiş. Jerry’nin çocuğuna, “ağzını ‘canavar’ gibi aç” demesi ise bilinçaltı konusunda haklı olduğumu kanıtlamış. Konu her ne kadar sınırlandırılmış olsa dahi büyük resim, şiddetin şiddeti doğuracağını gözler önüne sererek, “yaşadıklarınızı başkalarına yaşatmayın” mesajını vermiş.

Öfke, bilinçaltımızda daima yatan bir dürtü. Görüp, duyduklarımız da öyle. Arınmak güç. Fakat doğru terapi uygulandığında oldukça basit. İşte bu nedenle, “oyunun izlediği yol son derece basit gözükse de aslında zor” demiştim. Ben, şiddetten arınma formülü olarak sanatı öneriyorum. Beni tanıyanlar sakinliğimi bilirler…

Metnin en çok hoşuma giden yönü, şiddetin sözel boyutunun daha ağır basması idi. Rick Cleveland, bütün eseri boyunca önemsiz, ayrıntı, çerez gibi görenen şeylerin hayati önem taşıdıklarını ve hafife alınmamaları gerektiği konusunda bir uyarıda bulunmuş. Ufak tefek sebeplerden dolayı çıkan tartışmaların, paylaşılamayan sıkıntıların, onur kırıcı davranışların, büyüklerden gelen baskının ve ağır gelen sorumlulukların, sıradan bir insanı, nasıl bambaşka bir insana dönüştürebileceğini genelden özele giderek yorumlamış. “Şiddet ayrıntıda gizlidir” tanımlaması ile biraz daha toleraslı, rahat ve pozitif olmayı öğütlemiş. Fakat tüm bunları öğütlerken, episodlarında çok ayrıntıya girmeyerek, üstü kapalı bir biçimde mizanseni tamamlatmış. Böylece seyirciyi de fazla sıkmamış…

Jerry ve Tom’un çocuklarının sahnede görmemek, şiddetin en yakınımızdakini bile uzaklaştırdığını hatta yok ettiğini sembolize etmiş. Buna ilave olarak kıskançlığın, dikkatsizliğin, kararsızlığın, dışlanmanın ve önemsenmemenin de şiddeti çağrıştıran birer öğe oldukları hesaba katılmış. Düşünmek ile yapmak arasındaki nüans gün yüzüne çıkarılarak, şiddetin boyutları tartışılmış. Kişiselliğin çokta mühim olmadığına yoğunlaşılarak, egemen gücün yaptırım olanakları somutlaştırılmış. Vurdulu, kırdılı, ateşli, silahlı savaş filmlerinin her yaştan birey üzerindeki yansımaları göz önünde tutularak, şiddetin en masum (!) yerlede bile (sinema salonu, tv vb.) zuhur ettiğine ve ağacı yaşken “kırdığı”na parmak basılmış. Ünlülere duyulan sempati ve sade hayatın dışına çıkıp onlara benzeme ideali de metin içerisindeki işlevsel (taklit ve andırma)  konumunu almış.

Oyunun adı Jerry ve Tom. Yani çizgi fimdeki adların yer değiştirmiş hali. Ben olaya sadece isim benzerliği olarak bakmadım. Çizgi filmi aklıma getirdim, bir konu bütünlüğü yakalamaya çalıştım ve Tom ile Jerry’nin başından sonuna kadar şiddetle bezeli olduğu sonucuna ulaştım. Çizgi filmdeki karakterlerin her ikisi de birbirine zıt özelliklere sahip. Oyundaki karakterler için de aynı şeyi söylemek mümkün. Tek fark, çizgi filmde “zeki” kisvesi altında şiddet uygulayan Jerry’nin, bu görevi oyunda “tecrübe” sahibi olan Tom’a bırakması. Buraya kadar zıtlıkların kardeşliğinden doğan bir benzerlik ön planda.

Aslında, oyunla çizgi film arasında belki de pek çoğumuzun hatırlamadığı bir benzerlik daha var o da ekranda sadece ayaklarını gördüğümüz şişman kadın. (Tom ve Jerry’nin sahibesi) Bunun oyundaki karşılığı elbette sistem ve onun başındakiler. Ayrıca çizgi filmde hiç ses olmamasını da unutmamak gerek. Yani sözlü şiddet yerine fiili şiddet baş göstermekte. Oyunda ise tam tersi…    

Rejisör İlham Yazar, oyunu İrfan Şahinbaş Atölye sahnesi’nde, seyirciyi 360 derece çevreleyen bir dekor tasarımının tam ortasına yerleştirerek, “şiddet bizim içimizde, biz de şiddetin…” cümlesinin barındırdığı anlam gücünü pekiştirmiş. Silahlarda susturucu takılı oluşu, sessizliği sağlayarak, sözel şiddete atıfta bulunmuş. Kadının başlangıçta bir tur atan dansı ve koreografisi, yaşanmışlığı vurgularken, günlük hayatın rutinliğini sergilemiş. Yeri gelmişken söyleyeyim, Emre Onuk’un koreografisi çok iyi. Ağır çekimler, öfkenin “an”lık tepkisini, ayrıntısal olarak irdelelerken, aniden verilen kararlarda nelerin kaçırıldığını görmemize yardımcı olmuş. (Durumun vahimliğini betimlemek için “son”u belirleyen kısımlarda tercih edilmiş)

Bazıları, her oyunun kendine ait sahnesinin olması gerektiğini düşünür. Ben buna katılmıyorum. Dekor, atölye sahneler için ayarlandığında, ne yazık ki diğer sahnelerde oynayamıyor. Bu oyun, rejisörün anlatım olanakları doğrultusunda amacına uygun bir tasarım oluşturmuş. İki ev salonu, biri Çin, diğeri İtalyan olmak üzere iki restaurat, iskele, bar, mutfak, ofis, araba ve sinema salonundan meydana gelen dekor, her bir mekanın ayrımını yaparak, o yerin doğallığını ve gerçekçiliğini ortaya çıkarmış. Bence Murat Gülmez’in şimdiye kadarki en iyi sahne tasarımı…

Funda Karasaç’ın kostümleri, Jerry’nin çömezlikten profesyonelliğe doğru adım adım gidişini (zaman geçişini) başarıyla simgelemiş. Rengin, stilin ve sıradanlığın uyumu, karakterlerin yaptıkları işi belli etmeyerek bir kamuflaj yaratmış. Mevkii öne çıkarılarak, mekana göre giysiler hazırlanmış. Murat Gülmez için yazdığım her şeyi Zeynel Işık için de büyük bir rahatlıkla yazabilirim. Aynı zamanda “özenli” ve “zamanı belirten” gibi sıfatlarda da ekleyebilirim. Bu sıfatları; arabada işlenen cinayet esnasında, arabanın farlarının sonuna kadar yakılması ile seyircinin hiçbir şey görememesine, sinema salonu bölümünde film odasından gelen ışığının süzmesine, tatil sahnesindeki güneş ışığının hakimiyetine, bar kısmı için seçilen ışığın rengine dayanarak söylüyorum.       


Cüneyt Mete, Tom’un, Özgür Öztürk de Jerry’nin bütün gerekliliklerini, jest ve mimikleriyle titiz, ayrıntılı ve metnin ruhuna iyi gelecek biçimde canlandırmış. Ünsal Coşar, oynadığı yedi farklı karakter ile sahnede devleşmiş. Karakterler arasında oluşabilecek kaymalara izin vermeden, hepsine ayrı ayrı profil çizmiş. Yıldız Kaplan ise, üzerine düşen vazifeleri yerine getirerek, bu uyumlu ekibe daha da uyum katmış. Emeği geçen herkesi kutlar, alkışlarının bol olmasını dilerim…

Erdal Beşikçioğlu ve İlham Yazar, oyunu 2009-2010 sezonunda Ankara DİB sahnede sahnelemiş. Beşikçioğlu'na göre oyunun, çizgi film ile hiçbir bağlantısı yok. Tamamen tesadüf. Çünkü yazar, bu hikayeyi barda çalışırken bizzat gözlemlediği iki kiralık katilden yani gerçek bir olaydan yola çıkarak yazmış. Ben tesadüflere pek inanmam. Benim için sadece isim benzerliği olmadığını da yukarıda ayrıntılı olarak açıkladım.



Notlar;


Oyun 1 saat 30 dakika / Tek perdedir.

Ayrıntılı bilgi için: www.devtiyatro.gov.tr

Kaynak: DT Digital Arşivi 



EGE KÜÇÜKKİPER

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder